Universite denince; bir ulkenin dunyadaki bilimsel
gelismeleri izleyen ve o ulkenin teknolojik gelismesinin
temelini olusturan kurum hatira gelir. Her ne kadar bizdeki
universitelerde yapilan yuksek lisans ve doktora
programlariyla 1960'li yillara kadar olan dunyadaki bilimsel
gelismeler izlenebiliyor ise de bu duzeydeki arastirmalarla;
degil gelismis ulkelerin bilimsel duzeylerini yakalamak,
gelismekte olan ulkeler bile yakalanamaz.
IL 1992 1993 1994 1995
SCI'e SCI'e SCI'e SCI'e
giren giren giren giren
makale makale makale makale
Ankara 639 685 820 994
Istanbul 319 294 375 455
Izmir 47 63 80 162
Trabzon 43 32 40 64
Adana 44 41 43 57
Kayseri 23 41 39 51
Erzurum 44 37 27 45
Antalya 15 16 19 41
Samsun 14 14 28 37
Konya 16 17 28 37
Bursa 17 11 16 31
Elazig 12 5 6 23
Malatya 6 2 18 21
Sivas 4 13 20 17
Diyarbakir 12 15 6 19
Mersin 0 0 2 4
Dunyanin hicbir yerinde bir ulke gosterilemez ki; - 1.
sinif bilim ve teknik adamlardan,
- Bilimsel dusunceyle donatilmis idarecilerden,
- Mutesebbis ve tecrubeli isadamlarindan, olusmus bir
kadroya sahip olmadan kalkinmis olsun.
Yine dunyada hicbir ulke gosterilemez ki boyle bir kadroya
sahip halde kalkinmamis olsun. Sanayilesmis ulkeler
incelendiginde bunlarin sanayilesme surecine girmeden once her
bakimdan gelistikleri gorulur.
Ornegin Avrupa'da ilk sanayilesen ulke Ingiltere'dir. Bu
ulkede sanayilesme hareketi 17501850 arasinda baslamistir. Bu
donemden once Ingiltere'de her alanda dunyaca unlu bircok alim
ve kasifler yetismistir. Bunlardan Gelber (William); Napier
(veya Neper), Harwey (William), Newton, Cavendisch, Davy,
Rumford, Dalton, Faraday, Joule ve daha cok kisi sayilabilir.
Fransa'nin sanayilesmeye baslamasi 1820-1860 arasidir.
Bundan once Fransa'da yetismis 1. sinif ilim, fikir, sanat ve
teknik adamlardan Lavoisier, Pascal, Fermat, Decartes, Carnot,
Gaylussac, D'alamet, Lamarck, Laplace, Lagrance, Ronsard,
Ampere vs. gibi 100 kisi sayilabilir.
Almanya'nin sanayilesmeye baslamasi 1860-1900 arasidir. Cok
sayida bilgin arasinda Kepler ve Kibnitz sayilabilir.
Cinliler, ihtilali izleyen 10 yil icinde diger alanlarda
oldugu gibi sadece jeolojide 23 bin uzman eleman
yetistirmislerdir.
Rusya'da bilim ve teknik alanlarinda yetistirilmis
uzmanlarin (mutehassis) sayisi 1970'lerde 2 milyonun
ustundeydi.
Bugun Israil ve Almanya, kalkinmasini ve basarilarini
uzmanlasmis insan gucune borcludur.
Ulkemizde ise uzman grubuna giren doktora yapmis kimselerin
cogu universitelerde kaldigi dikkate alindiginda bunlarin
sayilari cok kucuk kalmaktadir.
Butun bunlara paralel olarak;
Isvicre'de 1900 senesinde bin hasta cocuktan 134'u olurken,
1966'da 17 cocuk ve bugun daha azi olmektedir.
Turkiye'de ise bu oran 1982'de binde 123'tur.
Universite denince; bir ulkenin dunyadaki bilimsel
gelismeleri izleyen ve o ulkenin teknolojik gelismesinin
temelini olusturan kurum hatira gelir. Her ne kadar bizdeki
universitelerde yapilan yuksek lisans ve doktora
programlariyla 1960'li yillara kadar olan dunyadaki bilimsel
gelismeler izlenebiliyor ise de bu duzeydeki arastirmalarla;
degil gelismis ulkelerin bilimsel duzeylerini yakalamak,
gelismekte olan ulkeler bile yakalanamaz.
Hicbir sekilde layik olmadigimiz bu aglanacak halimize
nicin geldik?
Yillarca ve bugun hala universiteler, arastirma ve bilim
merkezi degil de "kurtarilacak bolge (kimden
kurtarilacaksa?)", "ele gecirilmesi gereken kurum" olarak
gorulmektedir. Ozellikle universite rektorlerinin ogretim
uyelerince secilmesi uygulamasindan sonra gercekten caliskan
ogrenciler degil de, gelecekte oy deposu olabilecek olan
tembel ogrenciler, universitelerde ogretim elemani olabilmekte
ve 1940'li, 50'li yillarda degisik ulkelerde yapilan bugun
hicbir onemi olmayan ve hatta ulkemizde de cogu daha once
yapilan arastirmalari yuksek lisans, doktora tezi olarak
tekrarlayabilmektedirler. Bunlari basarili gostermek icin
gerekli uc kisilik juri uyeleri de ayni bilim dalinda olsalar
bile ayni anabilim dalinda olmayan ve o sahada yayini
bulunmayan ogretim uyelerinden secilebilmektedir. Bu ve buna
benzer sorunlardan hicbir universitemizin uzak olmasi kanimca
imkansizdir. Asagida gorulen universitelerimizin bulundugu
cesitli sehirlerde 1992 ve 1995 yillarinda SCI'e (Science
Situation Index) giren dergilerde yayinlanan makale sayilari
da bu fikri desteklemektedi Bu problemin cozulmesi icin:
a) Bugun KIT haline gelen universitelere alinacak arastirma
gorevlilerinin kesinlikle OSYM veya TUS gibi merkezi bir
sinavla alinmalari ve mulakat denilen tamamen torpil anlamina
gelen sozlu sinavin kaldirilmasi.
b) Yuksek lisans ve doktora ogrencilerinin de merkezi
sinavla alinmalari.
c) Ozellikle doktora savunmalarindaki juri uyelerinin
sayisinin 5'e cikarilmasi ve ayni anabilim dalindan secilmesi
sartinin getirilmesi.
d) Sinavsiz bazen de bransla ilgisiz atamalarin yapildigi
ogretim gorevliligi kadrolarina ya arastirma gorevliligi gibi
sinav sartinin getirilmesi veya bu kadrolarin kaldirilmasi.
Eger universitelerimizden bilimsel arastirma beklenecekse
hic zaman kaybetmeden bu onlemlerin alinmasi gerekmektedir.
Aksi takdirde bugun yasadigimiz gibi;
1- Bilimsel arastirma yapacak elemanlar en caliskanlar
arasindan degil, yonetime oy verecekler arasindan secilmeye
devam edilecektir.
2- Ulkemizin arastirma duzeyi degil, Ispanya gibi
gelismekte olan ulkelerle Misir gibi Ortadogu ulkeleriyle
karsilastirilmaya devam edilecektir.
3- 'Ogretim Gorevlisi' adi altinda hicbir akademik
calismasi olmayan kimseler hemen hemen her fakultede ders
vermek uzere atanmaya devam edilecektir.
4- Kagit uzerinde trilyonlarca lira odenerek alinan, ancak
kismen demode olmus, cogu gercek fiyatin cok uzerinde mal olan
(Ingiliz kredisi ile alinan cihazlar gibi) cihazlarin cogu ya
ambalajindan cikarilmadan bekleyecek veya kullanabilecek
eleman bulunmadigindan atil kalacaklar.
Ulkemizin bilimsel arastirma duzeyini artirmakta TUBITAK'in
da etkisi vardir. 1992 ve 1993'te Misir'in makale sayisi
ulkemizden fazla iken 1994 ve 1995'te Turkiye'nin makale
sayisinda ciddi bir artis olmasi 1993'te TUBITAK'in yururluge
koydugu A ve B grubuna gore yayinlari parasal olarak
desteklemesiyle ilgilidir. Ancak bu destek her yil enflasyon
oraninin cok altinda artirildigindan cazibesini
kaybetmektedir. Bu konuda hukumete dusen gorev hem
uluslararasi dergileri gercek kalitelerine gore A ve B
siniflarina ayirma hem de destek miktarini en azindan yayin
sahibinin eline gecen maas olarak belirlemektir. Boyle bir
uygulama 4-5 yilda ulkemizin SCI'e giren makale sayisinda bir
patlama yapacagi kanaatindeyim. |